Feeds:
Yazılar
Yorumlar

5-6 aydır ortalarda yoktum. Nisan celbinde askere gittim. Allah’a şükurler olsun ki nihayet bitti. Ve geçen Eylül ayında terhis oldum.

Askerde çok değişik argo atasözler ve deyimler duydum. Bilmeyenler vardır belki; hemen bahsedelim, en kibar insan bile askerde zıvanadan çıkar; ve ağza alınmayacak küfürler söylemeye başlar. Bu nedenle çok orijinal küfürleri insanlar askerde öğrenir.

Elbette kamuya açık olan bu blogda, öğremiş olduğum küfürlerden bahsetmeyeceğim.

Sivil hayatta da çok karşılaştığım bir vakayı askerde de deneyerek doğru olduğuna çoğu kez şahit oldum.

İnsanoğlu genellikle iyilik yapıldığında, zıt bir tepki verir. Kötülükle karşılaştığında ise ilginçtir ki kötülük yapan kimse, daha çekici bir hale gelir. Askerde de bu durum bilinir ve buna göre askerler birbirlerine kötü davranır. “Deveye diken, askere s**en gerek lafını çok duydum. Askerdeki versiyonu da bu:-)

Mantığa aykırı olduğundan hiç şüphem yok. Ama bu bir gerçek. Bu nedenle insanların büyük bir çoğunluğuna iyilik yaparsanız, kötülükle karşılaşırsınız. Özellikle duygularına göre hareket eden sosyal insan profilinin bu şekilde davrandığını düşünüyorum. Psikolojik gerekçelerini de yazabilirim. Ama şuan yazmaya üşeniyorum.

Steve Jobs öldüğünde, bilişim dünyasının büyük bir ilahı olduğu söylenerek, minnetle anıldı. Özellikle kitlesel medya tarafından bu düşünce çok dillendirildi. Ölüm haberleri neredeyse haftalarca haber içeriği oldu.

Ben ise bu ‘yücelticili’ niteliklerin, büyük bir saçmalık olduğunu düşünüyordum. Şuan için de fikrim değişmedi. Steve Jobs, bir mucit değildi. O iyi bir yönetici, iyi bir ürün geliştirici ve kendi sektöründe başarısı kanıtlamış bir vizyon sahibiydi. Bu nitelikler insanı ‘peygamber’ yapmaz. Çünkü bu saydıklarımın içinde sosyal bir fayda yok. Yani topluma bir faydası olamayan bir adamın gereksizce yüceltilmesine ben “Deveye diken, insana s**en gerek.”  vakası olarak görüyorum.

Steve Jobs hakkında benimle benzer düşünen insanlar, aşağıdakine benzer görseller yapmışlar.

image

Bu görselde Steve Jobs’un neden bir bilişim ilahı olmadığının nedenleri açıkça listelenmiş. Ama bunu anlayabilmek için bilgisayar biliminden biraz haberiniz olması gerek. C programlama dili ve unix sistemlerinin ne olduğunu bilmeniz gerek. Dahiliyin ne olduğunu bilmek gerek. Sosyal faydanın ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek gerek.

Bitirirken herkese, sevdikleriyle birlikte mutlu bir bayram geçirmeyi diliyorum.

İyi Bayramlar.

shot0003

Zübük(1980) filminin giriş sahnelerinden biri, bu sahnede “zübüğün” tanımı yapılmakta

* Zübük: Bir halk değimi, kendi çıkarları için her yolu mubah sayan kişi, sözünde durmayan, üçkağıtçı, egoist, düzenbaz, ahlâksız, kalleş, namussuz, palavracı, dönek …., 

* Zübük(1980)

Son zamanlar şu soruyu kendi kendime çok sorar oldum: “Koyunları mı kurtarmalı yoksa kurtla kurt mu olmalı?” Bu soruya bir cevap vermek kolay olmalı, en azından basit bir soru bu. Kurt mu olacaksın koyun mu? Saflığa verip soruyu bu şekilde algılamak  yaygın bir davranıştır. Niye koyun olayım arkadaş, kurt olayım daha iyidir, diyen çok olur herhalde. Ama nedense ben hâlâ bir karar vermedim. Ama son zamanlarda Şeytan çok dürter oldu.  Hiç şüphesiz aklım “kurt ol!” diyor. Gönlüm ise tahmin edilen  cevabı veriyor.  Bir orta yol yok mudur acaba? Muhtemelen vardır.

Zübüğün kelime anlamına baktığımızda ne kadar güçlü anlamlar barındıran bir kelime olduğunu görüyoruz. Çok sert bir kelime. Ama çok net bir anlamı var. Bu kelimeyi kullanınca artık sıfatlara, zarflara ve  niteleyici yan cümlelere ihtiyaç duyulmuyor.

Ülkece “zübükleri” çok seviyoruz. Zübükler, kabaca 60 yıldır bu ülkeyi yönetiyor. Onlar yönetmeye doymadı biz ise onlara doyamadık. İsimler vermek istemiyorum. Ne olur ne olmaz.

Ülkede bazı insanlar çıkmış, demiş ki “Arkadaş yazık günah bu koyunlara kurtarmak lazım!” demiş. Diyenlerin vicdanı ağır basmış demek. Ama tesadüf bu ki bu koyunları kurtarayım derken kendi hayatlarından olmuşlar. Okumaya Devam »

Konuya nereden başlayayım bilemiyorum. Ülkece bu konuda karnemiz bir hayli kötü.  Hem bilinç yönünden, hem de kanuni düzenlemeler açısında durum korkunç derecede kötü.   Kişisel bilgi güvenliği konusu, diğer sorunların da en önemli tetikleyicilerinden birisidir. Dolandırıcılıklar, kanunsuz dinlemeler, kişisel mahrem bilgilerin fütursuzca ortalıkta gezmesi  gibi olaylar; kişisel bilgi güvenliğinin ne kadar önemli bir konu olduğunu bize göstermektedir.  Toplumumuzu oluşturan 7′den 70′e herkesi zaruri bir biçimde ilgilendiren bir konudur.

Nedir bu kişisel bilgiler?

İsminiz, soy isminiz ve diğer nüfus kayıt bilgileriniz, kişisel fotoğraflarınız, kişisel her türlü iletileriniz ve aramalarınız, kişisel telefon numaralarınız, banka hesap numaralarınız, hangi kurumda çalışıyorsanız veya üye iseniz o kurumdaki kişisel tüm bilgileriniz(maaş bilgisi, sağlık raporları, siciliniz, notlarınız vb.), fiziksel ortamda ya da elektronik ortamda bulunan her türlü kişisel bilgilerinizi veya düşüncelerinizi içerek belgeleriniz ve şuan aklıma gelmeyen, sizin varlığınızdan dolayı var olan bilgilerin tümüne; kişisel bilgi denir.  Ayrıca “a” kişisi ve “b” kişisi arasındaki ilişkiden doğan kanunen ilanının gerekmediği(evlilik gibi) tüm bilgilerde kişisel bilgilerdir.

Neden kişisel bilgiler gizli olması gerekir?

Tekrar tekerleği icat etmeye bence gerek yok. PGP şifreleme teknolojisinin temellerini atan ve  geliştiren Phil Zimmermann, geliştirdiği teknolojiye neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmış. Ve aslında bir bakıma kişisel bilgilerin neden gizlenmesi gerektiğinin gerekçelerini de anlatmış oluyor. Okumaya Devam »

[Güncelleme 5 Aralık 2012]

Kimdir bu “Sosyal Medya Uzmanı”?

Bu sorudan sonra size sosyal medya uzmanını öğreten veya ders vermeye çalışan bir yazı yazacağımı sanmayın. Gerçekten cevabını bilmediğim, bir türlü kafamda oturtamadığım ve zaman zaman bu konuda atarlandığım için soruyorum, cevap arıyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Bugünlerde kiminle karşılaşsanız sosyal medya uzmanı olarak konumlandırıyor kendini. İşsizliğin şekilli bir adı oldu sanki.

Televizyonda haber programlarında sıkça karşılalaştığımız “Terör Uzmanı” gibi uydurulmuş bir kavram olarak görüyorum ben. Öğrenciyken staj yaptığımın bir halkla ilişkiler ajansında şoförlük yapan kişi kartvizitini vermişti bana. Kartvizitinde operasyon müdürü yazıyordu. Sosyal Medya Uzmanı kavramı da hem şu sıralar çok moda olduğu ve çok havalı durduğu için kullanıldığını düşünüyorum.

Peki kimler kendini böyle tanımlıyor kendilerini (benim gördüğüm kadarıyla):

• Henüz iş bulamamış veya hangi alanda çalışacağına karar verememiş internette haşır neşir yeni mezunlar:

• Dijital ajanslarda marka hesaplarını yönetenler

• Marka tarafında sosyal medya hesaplarına post giren veya girilen şikayetlere cevap yazanlar

• Müşteri temsilcileri(online alanda çalışanlar) • Sosyal medya kullanımı üzerine araştırma, çeviri veya derleme yazı yazan gazeteciler

• Teknoloji ve sosyal medya üzerine blog yazanlar

• İletişim veya benzeri alanında akademisyen olan ve az çok facebook, twitterda takılmayı sevenler Tüm bu kişileri neden sosyal medya uzmanı olarak kafamda konumlandıramadığımı tek tek yazının sonuna ekleyeceğim ama daha temelden itirazım var benim bu kavramın kendisine.

Sosyal Medya Uzmanı diye bir kavram olabilir mi? bana sanki olmazmış gibi geliyor. Bir ajansta dolaşırken “Merhaba ben televizyon uzmanıyım” ya da “ben billboard uzmanıyım” diyen ve kartvizitlerine yazan insanlar görmediğimiz gibi sosyal medya uzmanları da görmememiz lazım bence. Eğer illa bir şeyin uzmanı olarak dillendirmemiz gerekiyorsa ancak iletişim uzmanı denilebilir bence. Ki; uzmanlık kavramı çok ucuz olmamalı; herkesin uzman olduğu bir alan olabilir mi? nerde bu kalfalar, çıraklar?Henüz iş bulamamış veya hangi alanda çalışacağına karar verememiş internette haşır neşir yeni mezunlar: İnternette, sosyal medyada takılmakla uzman olunmaz. Futbol oynamayı sevince kartvizitimize futbol uzmanı yazmıyoruz, değil mi? Uzmanlık için nerede eğitimini aldın veya bu alanda kendini nasıl ispatladın diye sormazlar mı adama ? Dijital ajanslarda marka hesaplarını yönetenler: Cahilliğimi mazur görün ama bu yapığınız iş “account management” yani hesap yönetimi değil midir? Marka tarafında sosyal medya hesaplarına post giren veya girilen şikayetlere cevap yazanlar: bakınız account management + Müşteri ilişkileri Müşteri temsilcileri(online alanda çalışanlar): Müşteri ilişkileri Sosyal medya kullanımı üzerine araştırma, çeviri veya derleme yazı yazan, haber yapan gazeteciler: Ne üzerine haber ve yazı yazıyorsak onun uzmanı mı oluyoruz. Teknoloji ve sosyal medya üzerine blog yazanlar: Yabancı blog ve siteleri takip edip; türkçeye çevirip bloğumuza koymakla uzman olunduğunu düşünmüyorum. Bu anca gazetecilik, yazarlık zaman zaman da tercümanlık olabilir. İletişim veya benzeri alanında akademisyen olan ve az çok facebook, twitterda takılmayı sevenler: Benim en sevdiklerim de bu grup. Nasıl olsa iletişim alanında çalışıyorum, facebook, twitterda da bolca paylaşım yapıyorum diye kendini sosyal medya uzmanı olarak konumlandırabilirim diye düşünüyor maalesef bir dolu akademisyen. Facebook, twitter, foursquare, istagram, friendfeet vb. Mecralarda yer almak ve vakit geçirmekle sosyal medya uzmanı olunabilseydi, en başta ben de kendimi böyle konumlandırırdım. Ancak ne var ki, asıl olan bu alandaki bilimsel üretiminizdir. Adama sormazlar mı hangi makalelerin yayınların var bu alanda diye? Ne cevap vericeksiniz :” ama ben facebookta takılmayı çok seviyorum” mu?Ömer Kutlu*

Yukarıda paylaştığım yazı, bugünlerde çoğu kişinin  “Sosyal medya uzmanı nedir? sorusuna cevap aramaya çalışmasına bir örnektir. Kafalar karışık. Tıpkı Ömer Hoca  gibi bir çok kişi; önümüze ısıtılıp ısıtılıp  getirilen ve  yememek için direndiğimiz zaman ise tekrar soslanarak getirilmeye çalışan  ne olduğu belirsiz bir yemeğe benziyor. Çoğu kişi inatla bu uzmanlığa şüpheyle bakmaya devam ediyor. Bu kişilerden biri de benim. Okumaya Devam »

Google Nexus 7

Tablet  bilgisayarlar gittikçe yaygınlaşmaya başlıyor. Artık sıklıkla görmeye başladık. Piyasada sıklıkla gördüğüm tabletler; Apple iPAD, Samsung TAB ve Asus  marka ve model tabletlerdi. Tablet akımına artık ben de kayıtsız kalamadım.

Bir dizüstü bilgisayar  alma niyetindeydim öncelikle. Netbook tipi bir şeyler düşünmüştüm. Sonrasında  ise  bu düşüncemden vazgeçtim. Daha hafif ve kullanımı çok daha kolay olan tabletlerin genel olarak netbooklardan çok daha fazla avantajlı olduğunu fark ettim.  Tabi bir anda bunun farkına varmadım. Yaklaşık 1 yıldır netbook ve tablet rekabetini yakından inceliyordum.

Tabletlerin bence en büyük avantajları şunlardır:

  • Çok hafif olmaları
  • kullanımı çok kolay olması. Özellikle yaşlılar ve küçük çocuklar için
  • tabletlerin kullandıkları işletim sistemlerinin -  android ve İOS -  MS windows işletim sistemlerinden çok daha güvenli ve kararlı olması
  • İOS ve özellikle Android  işletim sistemlerinde kullanılan yazılımların PC yazılımlarına göre hem fiyat olarak çok ucuz olması hem de kurulumu ve kullanımının  açısından çok daha kolay olması
  • 3G/4G mobil internet desteği
  • Çok daha uzun pil ömrü

Bir çok kişi bana katılmasa da Intel’in Ultrabook anakartlı dizüstü bilgisayarları Tablet akımının önünü kesmek için (tabi ki tek amaç bu değildir!) tasarlamıştı. Reklam ve tanıtım kampanyası ile piyasaya sürmüştür. Satışlarının nasıl olduğundan pek bir haberim yok ama genel olarak çevreme ve Internet’e baktığımda ultrabookların pek ilgi çekmediğini görüyorum. Okumaya Devam »

Bu yazıyı kim okumalı?

-Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’ni tercih etmeği düşünenler!

Mezun olduğum üniversite ve fakülte hakkında bir değerlendirme yazısı yazma fikri hep aklımdaydı. Bu fikir nerden çıktı derseniz, şöyle cevaplayabilirim: ” Keşke üniversite tercih listemi yaparken, mezunların kendi  okulları hakkındaki fikirlerini öğrenebilseydim.” Bu sayede çok daha doğru bir tercih yapabilirdim. Doğru bilgi olamadan, doğru kararlar verilemez. Özellikle de hayatınızda böyle önemli bir karar söz konusu ise.

Bilmem ne yayınlarının tercih rehberi diye binlerce basılan dergilere ve  diğer yayınlardaki bilgilerin hiçbirinin gerçekle pek bir alâkası yoktur. Bundan emin olabilirsiniz.  Tercih rehberi yazarları veya editörleri; tercih etmeyi düşündüğünüz bölümler hakkında yazdıkları, %99 ihtimalle kulaktan dolma bilgiler, üniversitelerin kendilerinin oluşturduğu kataloglardan kopyalanan ve içlerine gelecek trendler diye sos niyetine eklenen palavralardan ibarettir. Bu sıralar TVlerde sıkça görüyorum; genellikle vakıf üniversitelerin öğretim üyerleri veya rektörü çıkıyor öyle eğitiriz böyle yaparız, şöyle bölümümüz var,  bu bölümü seçen  öğrencilerimizi uzaya roketle fırlatacaz diye süslü laflarla gülücükler yayarak okullarını “pazarlamaya” çalışıyor.  Her can taşıyan canlı gibi onlarda işlerine geldiği gibi(çıkarları için) konuşuyor.  Bu durumun öncelikle farkında olun.

Okumaya Devam »

HOT BIRD

Selamlar,
Geçenlerde  yeni bir çanak anten aldım. Boş zamanımda ayarlamaya çalıştım. Bir kaç denemeden sonra Türksat dışında  izlenebilecek bir uydu buldum. Özellikle BBC, Russian Today ve  Bloomberg Europe ve Polonya Müzik kanalı olan 4fun.tv gibi güzel kanalların olduğu Hot Bird uydusunda karar kıldım. Tabi çanağı ayarlarken canım çıktı.  Uydu yayınlarından anlamayanlar için çanak kurulumu ve özellikle de bilmediğiniz uyduları bulmak çok zor. Pek güncel bilgi de yok ortalıkta. Özellikle hali hazırda bulmak istediğiniz uyduda  yayında olan bir kanalın frekans ayarını bilmeniz ve arama yaparken cihazınıza girmelisiniz.  Çanağı sala sola sallarken sinyali yalkalamanız mümkün hale gelir. Aksi halde sabaha kadar arasanız bile bulamazsınız.

Hot Bird uydusunu siz de izlemek istiyoranız muhtemelen google’da  arama yaptığınız  ve aramalar sonucunda bu bloğa gelmiş olabilirsiniz. Bu nedenle işinizi kolaylaştıracak birkaç pratik bilgi  verelim.

Öncelikle LBN’nizi 2-3 derece(lnb üzerindeki derece işaretlerine bakın!) sağa çevirmelisiniz.  LNB yön olarak sıfırlandığında Turksat sorun olmaz. Ama Hot Bird’den çok hafif sağa çevirmelisiniz. Siz çanağın arkasındayken – yani yüzünüz güney batıya bakerken – çok hafif sağa çevireceksiniz. Okumaya Devam »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 189 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: