Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Bana Dair’ Category

Merhabalar,

Uzun zamandır bloğumda  yazmıyorum. Güzel bir bahaneyle  bu duruma bir son verelim.

Bir büyüğüm olan Ruhi Sayman‘ın  ‘ Mutlak Değer Sağlanması’ adlı çalışmasını bu yazımda paylaşmak istiyorum. Paylaşacağım yöntem üzerine her türlü fikrinizi Ruhi Bey’in e-posta adresine gönderebilirsiniz.

TOPLAMANIN MUTLAK DEĞER SAĞLAMASI YÖNTEMİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

Toplamanın sağlamasına ilişkin, günümüze kadar bir takım yöntemler ile konuya çözüm getirilmeye çalışılmış, fakat bunlar güvenilir ve hatasız sağlama yöntemleri olmaktan uzak kalmışlardır.
Örneğin;

Okullarda toplama işleminin sağlaması olarak normal toplama işleminden sonra bir kez de alt’tan üst’e

Bu yöntemin istismara en açık yanı, alt’ta yer alan sonucun, toplama yapılmadan en üst’e yazılması şeklinde olarak tespit edilmektedir.

Dokümanın devamı için şu adresi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca açılacak olan Google Doc sayfası üzerinde yazara yorum da gönderebilirsiniz.

https://docs.google.com/document/d/1sZHK3V0x3QOXX07C0NK3tQbgkP-5K4mpHUaykoKOc8g/edit?usp=sharing

Read Full Post »

5-6 aydır ortalarda yoktum. Nisan celbinde askere gittim. Allah’a şükurler olsun ki nihayet bitti. Ve geçen Eylül ayında terhis oldum.

Askerde çok değişik argo atasözler ve deyimler duydum. Bilmeyenler vardır belki; hemen bahsedelim, en kibar insan bile askerde zıvanadan çıkar; ve ağza alınmayacak küfürler söylemeye başlar. Bu nedenle çok orijinal küfürleri insanlar askerde öğrenir.

Elbette kamuya açık olan bu blogda, öğremiş olduğum küfürlerden bahsetmeyeceğim.

Sivil hayatta da çok karşılaştığım bir vakayı askerde de deneyerek doğru olduğuna çoğu kez şahit oldum.

İnsanoğlu genellikle iyilik yapıldığında, zıt bir tepki verir. Kötülükle karşılaştığında ise ilginçtir ki kötülük yapan kimse, daha çekici bir hale gelir. Askerde de bu durum bilinir ve buna göre askerler birbirlerine kötü davranır. “Deveye diken, askere s**en gerek lafını çok duydum. Askerdeki versiyonu da bu:-)

Mantığa aykırı olduğundan hiç şüphem yok. Ama bu bir gerçek. Bu nedenle insanların büyük bir çoğunluğuna iyilik yaparsanız, kötülükle karşılaşırsınız. Özellikle duygularına göre hareket eden sosyal insan profilinin bu şekilde davrandığını düşünüyorum. Psikolojik gerekçelerini de yazabilirim. Ama şuan yazmaya üşeniyorum.

Steve Jobs öldüğünde, bilişim dünyasının büyük bir ilahı olduğu söylenerek, minnetle anıldı. Özellikle kitlesel medya tarafından bu düşünce çok dillendirildi. Ölüm haberleri neredeyse haftalarca haber içeriği oldu.

Ben ise bu ‘yücelticili’ niteliklerin, büyük bir saçmalık olduğunu düşünüyordum. Şuan için de fikrim değişmedi. Steve Jobs, bir mucit değildi. O iyi bir yönetici, iyi bir ürün geliştirici ve kendi sektöründe başarısı kanıtlamış bir vizyon sahibiydi. Bu nitelikler insanı ‘peygamber’ yapmaz. Çünkü bu saydıklarımın içinde sosyal bir fayda yok. Yani topluma bir faydası olamayan bir adamın gereksizce yüceltilmesine ben “Deveye diken, insana s**en gerek.”  vakası olarak görüyorum.

Steve Jobs hakkında benimle benzer düşünen insanlar, aşağıdakine benzer görseller yapmışlar.

image

Bu görselde Steve Jobs’un neden bir bilişim ilahı olmadığının nedenleri açıkça listelenmiş. Ama bunu anlayabilmek için bilgisayar biliminden biraz haberiniz olması gerek. C programlama dili ve unix sistemlerinin ne olduğunu bilmeniz gerek. Dahiliyin ne olduğunu bilmek gerek. Sosyal faydanın ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek gerek.

Bitirirken herkese, sevdikleriyle birlikte mutlu bir bayram geçirmeyi diliyorum.

İyi Bayramlar.

Read Full Post »

Tablet  bilgisayarlar gittikçe yaygınlaşmaya başlıyor. Artık sıklıkla görmeye başladık. Piyasada sıklıkla gördüğüm tabletler; Apple iPAD, Samsung TAB ve Asus  marka ve model tabletlerdi. Tablet akımına artık ben de kayıtsız kalamadım.

Bir dizüstü bilgisayar  alma niyetindeydim öncelikle. Netbook tipi bir şeyler düşünmüştüm. Sonrasında  ise  bu düşüncemden vazgeçtim. Daha hafif ve kullanımı çok daha kolay olan tabletlerin genel olarak netbooklardan çok daha fazla avantajlı olduğunu fark ettim.  Tabi bir anda bunun farkına varmadım. Yaklaşık 1 yıldır netbook ve tablet rekabetini yakından inceliyordum.

Tabletlerin bence en büyük avantajları şunlardır:

  • Çok hafif olmaları
  • kullanımı çok kolay olması. Özellikle yaşlılar ve küçük çocuklar için
  • tabletlerin kullandıkları işletim sistemlerinin –  android ve İOS –  MS windows işletim sistemlerinden çok daha güvenli ve kararlı olması
  • İOS ve özellikle Android  işletim sistemlerinde kullanılan yazılımların PC yazılımlarına göre hem fiyat olarak çok ucuz olması hem de kurulumu ve kullanımının  açısından çok daha kolay olması
  • 3G/4G mobil internet desteği
  • Çok daha uzun pil ömrü

Bir çok kişi bana katılmasa da Intel’in Ultrabook anakartlı dizüstü bilgisayarları Tablet akımının önünü kesmek için (tabi ki tek amaç bu değildir!) tasarlamıştı. Reklam ve tanıtım kampanyası ile piyasaya sürmüştür. Satışlarının nasıl olduğundan pek bir haberim yok ama genel olarak çevreme ve Internet’e baktığımda ultrabookların pek ilgi çekmediğini görüyorum. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu yazıyı kim okumalı?

-Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’ni tercih etmeği düşünenler!

Mezun olduğum üniversite ve fakülte hakkında bir değerlendirme yazısı yazma fikri hep aklımdaydı. Bu fikir nerden çıktı derseniz, şöyle cevaplayabilirim: ” Keşke üniversite tercih listemi yaparken, mezunların kendi  okulları hakkındaki fikirlerini öğrenebilseydim.” Bu sayede çok daha doğru bir tercih yapabilirdim. Doğru bilgi olamadan, doğru kararlar verilemez. Özellikle de hayatınızda böyle önemli bir karar söz konusu ise.

Bilmem ne yayınlarının tercih rehberi diye binlerce basılan dergilere ve  diğer yayınlardaki bilgilerin hiçbirinin gerçekle pek bir alâkası yoktur. Bundan emin olabilirsiniz.  Tercih rehberi yazarları veya editörleri; tercih etmeyi düşündüğünüz bölümler hakkında yazdıkları, %99 ihtimalle kulaktan dolma bilgiler, üniversitelerin kendilerinin oluşturduğu kataloglardan kopyalanan ve içlerine gelecek trendler diye sos niyetine eklenen palavralardan ibarettir. Bu sıralar TVlerde sıkça görüyorum; genellikle vakıf üniversitelerin öğretim üyerleri veya rektörü çıkıyor öyle eğitiriz böyle yaparız, şöyle bölümümüz var,  bu bölümü seçen  öğrencilerimizi uzaya roketle fırlatacaz diye süslü laflarla gülücükler yayarak okullarını “pazarlamaya” çalışıyor.  Her can taşıyan canlı gibi onlarda işlerine geldiği gibi(çıkarları için) konuşuyor.  Bu durumun öncelikle farkında olun.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Girişimciliği destekliyoruz temalı reklâmları her izleyişimde hadi oradan diyorum. Bir projem var darphane gibi para basacak diye gidin herhangi bankaya, yüzünüze bakan bile çıkmaz. Bizim bankalar en zenginlere hizmet verir.  Krediler zenginler arasın dolaşır. Çok parası olmayanı da soyarlar.

Projeye, fikre veya geliştirilmiş bir ürünün potansiyeline bakmaya tenezzül eden bir banka şayet var ise  beni de haberdar edin. Bildiğim kadarıyla böyle bir banka Türkiye’de yok.

Neden olsun ki ?

Faiş işlem ücretleri, dosya masrafları, kredi sigortaları ve kredi kartları komisyon ücretleri ile hiç riske girmeden bedavadan para kazanmak var iken neden bir girişimciye kredi verilip riske girilsin ki.

İnsanlar neden merkez bankasında kredi çekmezler de bir bankaya ihtiyaç duyarlar? Zira girişimciye özel bankalar doğru dürüst kredi vermiyor.  Eğer işlevleri bu ise (ekomonistler böyle anlatır ballandıra ballandıra, komisyon ve işlem masraflarından hiç bahsetmezler) yerine getiremiyorlar.

Bırakın bu girişimciye destek veriyoruz hikayelerini, Allâh aşkına. Türkiye bilmem ama Bankaların büyüdüğü kesin. Alt sınıf ve orta sınıf bankalara çalışıyor. Krizlerde bile kâr üzerine kâr yaptılar. Zeitgeist  hareketinde bankalar ve para dolaşımı hakkında söylenenler düşündükçe  bankaların işlevlerinin ne olduğu apaçık ortada. Sistemin kendisi aslında bankalar. Bu nedenle bankalara kimse söz geçiremiyor.

Read Full Post »

Beyin ve Sinir Sistemi

Beyin ve Sinir Sistemi

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki sosyoloji, felsefe ve psikolojiden nefret ediyorum. Eğer birileri bu konular hakkında konuşmaya kalkarsa, yıllarca dinlemek zorunda kaldığım ve sevmediğim bir müziği duymuş gibi oluyorum. Kendimi kötü hissediyor ve hemen ortamı değiştiriyorum. Beni bu denli bu konulardan soğutan ise her defasında takılmış bir plak gibi herkesin ve çoğu kaynağın kendini defalarca tekrar etmesindir. Liseden üniversiteye kadar bu konularda yeni bir şey görmedim. Akademik seviyesi en düşüğünden en yükseğine kadar olan tüm hocalar bozuk bir plak gibi hep aynı şeylerden bahsettiler.  Marx ve Freud ve diğerleri altılır durulur hep. Zamanın büyük bilim adamları ve düşünürleridirler. Elbette onlara bir laf atamam. Haddim değildir. Bunu da belirtmek isterim. Benim şikayetimin günümüz bilim adamları ve düşünürlerine. Artık yeni bir şeyler söylenmeli. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir şeyler yazmayalı baya olmuş.  Bloğumun ziyaretçi sayısı da baya artmış. Bakalım 100.000’i ne zaman göreceğiz. Şuan için düşündüklerim bunlardı.

Son sınıf ruh hali

Neyse  akıp giden hayatta gürültüden başka bir şey yok. Her şey olması gerektiği gibi. Tek sorun ise son sınıf(üniversitede) psikolojisi şuan için.

Üniversiteye ilk geldiğinizde  son sınıfların ruh hali sizin dikkatinizi çeker. Hap almış gibi bir halleri vardır.  3-4 gün hiç uyumamış gibi gezerler ve kimseyi pek umursamazlar. Bu halleri çok iticidir. Çünkü ukala bir tavırları vardır. Dünya yansa umurlarında değildir.  İşte bu son sınıf psikolojisidir.

Bu ruh hali  bir kaç aydır beni esir almış durumda ve bundan kurtulma yollarını denemeye çalışıyorum. Tuhaf işler yapıyorum.  50 yaşındaki bir adamın kırmızı kazak giymesine benzer  tuhaf işler.  İnsan hayatının geçiş dönemleri ızdırap ve gerilimlerle doludur. Bu nedenle derinden bir huzursuzluk yaşamam doğal olsa gerek. Doğada her şeyin bir nedeni var. Gerilimin(stress) amacı, canlının kendini kötü bir durumdan kurtarması için vücudunun en  iyi tepkileri vermesini sağlamasıymış. Eğer gerilmişseniz vücudunuz normalin üstünde bir verimle çalışır. Bu katkı da canlının hayatta kalmasına yarımcı olur. Bakalım bu durumun bana ne faydası olacak, mezuniyetten sonra sonuçları göreceğiz.

Virgin Radyo dinlerken güzel bir şarkıya denk geldim. Şarkı Portekizceydi. Hareketli bir şarkıydı.  Baya hoşuma gitti. Sonra bunun klibi vardır mutlaka diye düşündüm. Youtube’a baktım. Şarkıyı söyleyen Brezilya’nın Tarkan’ıymış meğer:) Latin hatunların gülümseyerek şarkıya eşlik eden klibine bayıldım. Sonra dedim, bu adamın yerine olmak isterdim.  Yalan yok, hangi erkek bu durumda olmak istemez ki:)

Bahsi geçen klip bu:

Afganistan’da 12 Şehit

Şehit haberleri hiç eksik olmuyor. Şimdi de Afganistan’dan kötü haber geldi.  Ama yine kimsenin umurunda değil. İnsanımızın kıymeti yok.  Merakla medyayı izledim. Bizim süper aydınlarımızdan biri çıkıp diyecek mi? ” Arkadaş, Türk askeri ne yapıyor bu Afganistan’da”  Ama tık yok. Onlar da emir eri. Bakmayın öyle entel dantel havalarına. Parayı bastırdığınızda, onları istediğiniz gibi konuşturursunuz. Kahverengi olmuş burunları.

O ölen şehitler, gariban çocuğu olduğu için binlercesi ölse de  bizi yönetenlerin umurunda değil. İnsanımız da bu durumu kabullenmiş görünüyor. Ara sıra acılı bir baba/anne şehitlerin hesabını sormaya kalksa hemen susturuluyor ve basın da bu görüntüleri sansürlüyor. Örneklerini bir çok kez gördük. Topluma önderlik ettiklerini söyleyen iki yüzlü medya ise sansürlerken gıkını bile çıkarmıyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ara sıra hatırlamak gerek.

Yabancı bir kanalda, Belçika’da bir otobüs kazasında,  İngiliz 28 çocuğun tatil dönüşünde öldüğü haberini izledim. Bir otobüs kazasında ölmüşler. Ülke yas ilân etmiş. Biz de benzer bir olay olsa ikinci gün çalıp oynamaya ülkece devam ederiz.

Haberi merak ettiniz ise şu bağlantıya bakabilirsiniz:

http://www.guardian.co.uk/world/2012/mar/16/swiss-bus-crash-victims-home?newsfeed=true

Türkiye, bir şekilde Suriye’ye müdahale edecek gibi görünüyor.

Son sınıf ruh halinin getirdiği olumsuzluk halinden olsa gerek hep kötü haberlerle ilgili bir şeyler yazıyorum.  Şimdi bir başka kötü gelişme hakkında bir şeyler yazmak istiyorum.

Orta Doğu ve Afrika’nın felaket tellâlı olan  Al Jazeera, Türkiye’deki hükumet yetkililerinden aldığı bir habere dayandırarak  yaptığı haberi izlerken korkmadım desem yalan olur. Artık ciddi ciddi savaşa giriyoruz. Bu tür haberler ortada çok dolaşmaya başladı. 2 Türk şoförünün ölümü ve 2 gazetecinin Suriye’de kaçırılması olayları sırasıyla gerçekleşince insan, bir şeylerin kokusunu almaya başlıyor. Bu kokuyu almak için süper zeka olmanıza gerek yok ve bu koku kötü olayların habercisidir. Bahsettiğim haberi hemen paylaşayım:

Haberdeki Nato Paşası ise kendinden emin halleriyle kendini Amerikan deniz piyadesi zannediyor.  Savaşa ne meraklıymış.  Gerçi onların korkmasına gerek yok, savaş olursa onların çocukları askeri gazinolarda savaşacaklar, Suriye çöllerinde ise yine garibanların çocukları ölecek.

Ne güzel bir Dünya’da yaşıyoruz. Film  üzerine film dönüyor. Dönen dalga dümenin haddi hesabı yok.  Yığınlar ise oradan oraya savruluyor ve tüm faciaların kaderin bir parçası olduğuna inanıyor. Bazen düşünüyorum taş devrinden öteye geçemedik diye. Bazıları geçmiş o kesin. Yoksa dolar tirilyonerleri(milyoneri değil!)  olamazlardı.

Invisible Children | Kony2012 Sosyal Sorumluluk Kampanyası 🙂

Yine bu tirilyoner insanlar,  yığınların gönüllü olarak kendilerine yardım etsinler diye bir sosysal kampanya tasarlamışlar. Öyle güzel ambalajladılar ki 12 Eylül şovu gibi bu kampanyayı da kılçıklarıyla yutturacaklar. Ne diyelim afiyet olsun. Yapanların da eline sağlık. Onların sayesinde bir kaç numara öğreniyoruz.

kony 2012

Invisible Children | Kony2012

 

Son yıllarda gerçekleştirilen Dünya’nın en iyi sosyal kampanyalardan biri. Kampanyanın ana amacı, Amerika’nın Afrika’daki askeri varlığına karşı oluşan olumsuz yöndeki algıyı yıkıp, bu algıyı olumlu yönde değiştirmektir. Hedef kitlesi ergenler ve gençler. Küresel bir kampanyadır.

Kampanyanın ana videosu. Tüm mesaj burada veriliyor:


Her şey çok güzel  görünüyor. Baksanıza, ne iyi niyetli bir adam var!  Afrika’daki çocuk yaşta asker olamaya zorlanan çocukları kurtarmaya çalışıyor.   Kötü bir adam var.  Tüm Dünya için bir tehdit.  Joseph Kony o bir şeytan ve durdurulmalı. Onu kim durdurabilir? Tabi ki Amerika!

Amerika, Dünya barışı için kötülerle savaşmaktan kaçmaz. O, zulüm görenleri kurtarır. Geçmişte, Hitleri tepelemişti.  2000’li yıllarda ise insanlığın düşmanı olan Osama Bin Laden‘i Afganistan’da bulup yok etmişti. Şimdi sıra Joseph Kony‘de.  Ama bir sorun var. Amerikalıların bundan haberi yok. Dünya’nın da bu kötü adamdan haberi yok. Birileri bu adamın çok kötü işler yaptığını öğrenmeli ve sonra harekete geçmeli. Hadi Amerika, kurtar onları.  Genel olarak kampanyanın bir özetenini bu cümlelerle yapmaya çalıştım.

Bu kampanya tür bakımından sosyal sorumluluk kampanyalarına çok benziyor. Tam anlamıyla  sosyal sorumluluk kampanyası demek de ne kadar doğru olur bundan pek emin değilim.  Bütünleşik iletişim yaklaşımının tam anlamıyla bir uygulamsı olduğundan eminim. Klasik bir halkla ilişkiler kampanyası değil. Çünkü bir çok ayağı var.  Çok genel ve büyük bir kampanya.  Ciddi anlamda araştırılmalıdır. İletişim alanında çalışan veya bu konulara ilgisi olanlar, dikkatle bu kampanyayı incelemesini tavsiye ederim. Eğer bu kampanya amacına tam anlamıyla oluşursa  bazı açılardan bakıldığında bir ilk olacaktır.

Çok kapsamlı bir kampanya olduğu için şimdilik bu kampanya hakkında başka bir şey yazmayacağım.

Kony2012 kampanyası hakkında bir kaç yararlı bağlantı:
Kampanyanın Resmi Sitesi:
http://www.kony2012.com/

Kampanya İnceleme Yazıları:
http://globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=29772
http://globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=29652
http://www.paymag.net/kony-2012/ | Türkçe
http://sosyalmedya.co/kony-2012-inceleme/ | Türkçe

Yazdıklarıma bakıyorum da konudan konuya atlamışım gecenin bu saatinde.

Şimdilik bu kadar.

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: