Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İletişim Çalışmaları’ Category

[Güncelleme 5 Aralık 2012]

Kimdir bu “Sosyal Medya Uzmanı”?

Bu sorudan sonra size sosyal medya uzmanını öğreten veya ders vermeye çalışan bir yazı yazacağımı sanmayın. Gerçekten cevabını bilmediğim, bir türlü kafamda oturtamadığım ve zaman zaman bu konuda atarlandığım için soruyorum, cevap arıyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Bugünlerde kiminle karşılaşsanız sosyal medya uzmanı olarak konumlandırıyor kendini. İşsizliğin şekilli bir adı oldu sanki.

Televizyonda haber programlarında sıkça karşılalaştığımız “Terör Uzmanı” gibi uydurulmuş bir kavram olarak görüyorum ben. Öğrenciyken staj yaptığımın bir halkla ilişkiler ajansında şoförlük yapan kişi kartvizitini vermişti bana. Kartvizitinde operasyon müdürü yazıyordu. Sosyal Medya Uzmanı kavramı da hem şu sıralar çok moda olduğu ve çok havalı durduğu için kullanıldığını düşünüyorum.

Peki kimler kendini böyle tanımlıyor kendilerini (benim gördüğüm kadarıyla):

• Henüz iş bulamamış veya hangi alanda çalışacağına karar verememiş internette haşır neşir yeni mezunlar:

• Dijital ajanslarda marka hesaplarını yönetenler

• Marka tarafında sosyal medya hesaplarına post giren veya girilen şikayetlere cevap yazanlar

• Müşteri temsilcileri(online alanda çalışanlar) • Sosyal medya kullanımı üzerine araştırma, çeviri veya derleme yazı yazan gazeteciler

• Teknoloji ve sosyal medya üzerine blog yazanlar

• İletişim veya benzeri alanında akademisyen olan ve az çok facebook, twitterda takılmayı sevenler Tüm bu kişileri neden sosyal medya uzmanı olarak kafamda konumlandıramadığımı tek tek yazının sonuna ekleyeceğim ama daha temelden itirazım var benim bu kavramın kendisine.

Sosyal Medya Uzmanı diye bir kavram olabilir mi? bana sanki olmazmış gibi geliyor. Bir ajansta dolaşırken “Merhaba ben televizyon uzmanıyım” ya da “ben billboard uzmanıyım” diyen ve kartvizitlerine yazan insanlar görmediğimiz gibi sosyal medya uzmanları da görmememiz lazım bence. Eğer illa bir şeyin uzmanı olarak dillendirmemiz gerekiyorsa ancak iletişim uzmanı denilebilir bence. Ki; uzmanlık kavramı çok ucuz olmamalı; herkesin uzman olduğu bir alan olabilir mi? nerde bu kalfalar, çıraklar?Henüz iş bulamamış veya hangi alanda çalışacağına karar verememiş internette haşır neşir yeni mezunlar: İnternette, sosyal medyada takılmakla uzman olunmaz. Futbol oynamayı sevince kartvizitimize futbol uzmanı yazmıyoruz, değil mi? Uzmanlık için nerede eğitimini aldın veya bu alanda kendini nasıl ispatladın diye sormazlar mı adama ? Dijital ajanslarda marka hesaplarını yönetenler: Cahilliğimi mazur görün ama bu yapığınız iş “account management” yani hesap yönetimi değil midir? Marka tarafında sosyal medya hesaplarına post giren veya girilen şikayetlere cevap yazanlar: bakınız account management + Müşteri ilişkileri Müşteri temsilcileri(online alanda çalışanlar): Müşteri ilişkileri Sosyal medya kullanımı üzerine araştırma, çeviri veya derleme yazı yazan, haber yapan gazeteciler: Ne üzerine haber ve yazı yazıyorsak onun uzmanı mı oluyoruz. Teknoloji ve sosyal medya üzerine blog yazanlar: Yabancı blog ve siteleri takip edip; türkçeye çevirip bloğumuza koymakla uzman olunduğunu düşünmüyorum. Bu anca gazetecilik, yazarlık zaman zaman da tercümanlık olabilir. İletişim veya benzeri alanında akademisyen olan ve az çok facebook, twitterda takılmayı sevenler: Benim en sevdiklerim de bu grup. Nasıl olsa iletişim alanında çalışıyorum, facebook, twitterda da bolca paylaşım yapıyorum diye kendini sosyal medya uzmanı olarak konumlandırabilirim diye düşünüyor maalesef bir dolu akademisyen. Facebook, twitter, foursquare, istagram, friendfeet vb. Mecralarda yer almak ve vakit geçirmekle sosyal medya uzmanı olunabilseydi, en başta ben de kendimi böyle konumlandırırdım. Ancak ne var ki, asıl olan bu alandaki bilimsel üretiminizdir. Adama sormazlar mı hangi makalelerin yayınların var bu alanda diye? Ne cevap vericeksiniz :” ama ben facebookta takılmayı çok seviyorum” mu?Ömer Kutlu*

Yukarıda paylaştığım yazı, bugünlerde çoğu kişinin  “Sosyal medya uzmanı nedir? sorusuna cevap aramaya çalışmasına bir örnektir. Kafalar karışık. Tıpkı Ömer Hoca  gibi bir çok kişi; önümüze ısıtılıp ısıtılıp  getirilen ve  yememek için direndiğimiz zaman ise tekrar soslanarak getirilmeye çalışan  ne olduğu belirsiz bir yemeğe benziyor. Çoğu kişi inatla bu uzmanlığa şüpheyle bakmaya devam ediyor. Bu kişilerden biri de benim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Hedef kitleye göre websitenin özelleştirilmesi

 Türkiye’deki Internet ortalama erişim hızı, Türk kullanıcıların ne kadar büyük boyut kaplayan websitelerine tahammül edebileceğini etkileyen ana unsurdur. Türkiye’de genellikle Internet hızı Dünya ortalamasının altında olduğu için öncelikli sorunu oluşturmaktadır. Bu nedenle ki bir websitenin kullanıcılar tarafından akıcı ve hızlı bir şekilde gezilebilmesi için makul boyutlarda yer kaplaması gerekir. Bu makul boyut sorusunu nasıl cevaplayabiliriz?

Türkiye’de ortalama Internet hızı 6.05 Mbps’dir.  Unutmayalım ki bu ortalama bir hızdır. Bu nedenle hedef kitlemizi websitemizin istatistik verilerine bakıp kendi en iyi değerimizi oluşturmalıyız. Bazen ortalamanın altı veya üstü bir değer belirleyebiliriz.

Unutmamak gerekir ki hiçbir Internet kullanıcısı beklemeyi sevmez. Bu nedenle websitenizi olabildiğince küçük boyutlu tutmaya çalışmalısınız. Eğer bir websitesinin sayfaları ne kadar küçük olursa bir o kadar hızlı görüntüleme elde edilir.  Websitelerim istatiskliklerini incelerseniz insanların bir websitesini 1 ile 3 dakika aralığında ziyaret ettiğini görebilirsiniz. Tabi ki bu rakamlar hedef kitlenize göre değişiklik gösterebilir. Mesala ergenlere yönelik bir websitesinde bu rakam 45 saniyelere düşebilirken, araştırma ve proje geliştirme websitelerinde bu rakam 7-14 dakikaları bulabilir. Satış ve pazarlama içerikli websiteler ise tabi olarak fazla zaman harcanması muhtemel siteler değildir. Öncelikle kullanıcıların bu kadar çok zaman harcaması kendi çıkarları açısından normal değildir. Hedef kitlenizi özelleştirin ve birim zaman için sunabileceğiniz en fazla içeriği sunmaya çalışın. Kurumsal websitenizi ziyaret ederken bu gözle eleştirel bir şekilde bakmalısınız. Gereken düzeltmelerin ve geliştirmelerin yapılmasını sağlamalısınız.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 Website İstatistiklerinin Elde Edilmesi ve Analiz Edilmesi

Google Analytics

Google Analytics

Genel olarak websitelerinin eniyilenmesi konusunu  pek bilinmeyen ve gereken önem verilmeyen bir konudur. Bu nedenle bir websitenin neden eniyilemesi yapılması gerektiğinden bahsedilmesi gerekiyor.

Genel bir gruplama yaparsak websitelerinin üç tür hedef kitlesi vardır. Birinci grubu insanlar  yani müşteriler oluşturur. İkinci grubu, işletim sistemleri ve web tarayıcıları oluşturur. Üçüncü grubu ise arama motorları oluşturur. Bu üç grupta çok önemlidir.

Websitelerinin istatislikleri hedef kitle analizi için mükemmel veriler elde etmemize olanak verir. Bu istatislik bilgiler; ziyaretçi sayısı, ziyaret edilen sayfa sayısı, yönlendirilmiş trafikle gelen ziyaretçilerin bilgilerinin ve diğer pek çok bilgiyi içerir. Yazının devam edilen bölümlerinden ayrıntılarıyla bahsedilecektir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Sosyal medyanın az bilinen yönlerinden bahsedelim.

Sosyal Medya'nın Götürdükleri

Sosyal medya değince akla gelen ilk olumsuzlardan birincisi, yukarıdaki karikatürde yansıtılan bildik bir sorundur. İnsanları yalnızlaştırdığı söylenir. İnsanları eylemsiz halde  bir yalnızlığa yittiği ve tamamen bireyin etrafında gerçek gibi algılanan bir sanal dünya yarattığı suçlaması çoğu zaman sosyal medyaya yapılıyor. Aşağı yukarı ben de  hem fikirim.

Sosyal Medya’nın birazda pek dillendirilmeyen olumsuzluklarından bahsetmek istiyorum.

Sosyal medya, istihbarat için mükemmel bir araçtır. Öncelikle şu videoyu bir izleyelim:

Bu videodaki  program,  ABD’de ulusal yayın yapan bir kanalda yayınlanmıştır. Oradaki konuşan kişilerde gerçektir. Bazılarınız bunun bir şaka olduğunu düşünebilir. Ama ne yazık ki bu özel haberde bahsedilenlerin hepsi  gerçektir. Facebook gibi  ABD’de kurulan  sosyal medya siteleri, CIA gibi kuruluşlara bilgi akışı sağlamaktadır. (daha&helliip;)

Read Full Post »

İletişim öğrencileri için eskiden büyük medya kuruluşlarında çalışmak çok istenen bir hayaldi. Yakın zamana kadar durum aşağı yukarı böyleydi. Şimdi işler biraz değişti. Bu değişikliği nedeni şu meşhur “sosyal medya” kavramıydı. Günümüzde geleneksel medya halen gözde olmaya devam etse de iş ve çalışma koşulları bakımından sosyal medya, parlayan yıldız sektör haline geldi.

Sosyal Medya’nın istihdam açısından özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezunları için fırsatlar sunduğu bir gerçek.  Bunla ilgili bir araştırma var mı bilmiyorum ama ciddi anlamda sosyal medya üzerine çalışan ajanslarda bu işten çok kişi ekmek yiyor. Yakında çalışanların sayısı geleneksel medyayı yakalar ya da geçerse bunu hiç şaşırmayacağım.  Şuan ki trende bakarsak   sosyal medyanın lehine gelişmeler yaşanıyor.  Özellikle akıllı telefon ve mobil Internet erişimin kolaylaşması(satın almak açısından) ve mobil Internet kullanıcı sayısının sürekli artma eğilimi içinde olması en önde gelen nedenlerden birisidir.

Artık herkes içerik üretebiliyor. Bunun için dev yayın holdinglerine ihtiyacınız yok.  Meselâ ben bir blog yazıyorum.  Bu bloğa Dünya’nun her yerinden insanlar ulaşabiliyor. Bunun için sadece arama motoruna bir kaç kalime yazmaları çoğu zaman  yeterli oluyor.  İçeriği üreten ve içeriğe ulaşanlar için artık her şey çok kolay ve basit bir hale gelmiştir. Geleneksel  medyayı darma duman eden budur aslında.

Konumuza geri dönersek, tüm bu nedenlerden dolayı sosyal medya’ya bir iletişim öğrencisi olarak merak duyuyorum ve tüm gelişmeleri izlemeye çalışıyorum.  Sektörde genel anlamda iletişim işi ile uğraşanların okulumuza gelip bize ha bire sosyal medya şöyle böyle diye anlatılmasından artık ben sıkılmaya başladım. Sıkılmamın nedeni ise sosyal medyanın hadinden fazla önemsenmesi ve anlamsız bir şekilde yüceltilmesinden kaynaklanıyor. Çoğu zaman da facebook ve twitter gibi  sayısı beşi geçmeyen sosyal medya sitelerinden bahsediliyor.  Yaptıkları işleri bizlerle paylaşıyorlar, bu sayede  biz de piyasada ne tür işler yapılıyor bilgisine ulaşıyoruz. Tabi ki bu durumdan şikayetçi olmam biraz nankörlük olacaktır.  Sinir olduğum kısım ise şu: gereğinden fazla bu işin abartıldığıdır.

Bazı  yapılan işleri görünce  zaman zaman aklımdan şu geçiyor:  “sosyal medya’dan nefret eden kullanıcılarınız var olduğundan haberiniz var  mı?” . Onlara yapılan ha bire sosyal medyada(çoğunlukla facebook kullanılıyor) düzenlemiş bir kampanya ve ya promosyona katılması yönünde ısrar şirketlere ne kazındırıyor ne kaybettiriyor iyi gözlemek gerektiğini düşünüyorum. Tabi tüm bunlar yapılırken Facebook, gibi sitelerinde reklâmı yapılıyor. Hatta bana sorarsanız sosyal medya’da yapılan tüm iletişim çalışmaları uzun vadede markadan çok  facebook ve twitter gibi siteler faydası dokunuyor.   Bin bir emekle var olmuş şirketlerin parasıyla facebook ve twitter reklâmı yapmanın bir mantıklı açıklaması var mıdır?

Bana diyebilirsiniz ki “abartıyorsun”, size  basit bir örnek.

Mynet'in gereksiz facebook zorlaması

Mynet'in gereksiz facebook zorlaması

Yukardaki örnekte Mynet sitesine girdim ve onun görüntüsü yer alıyor. Sonra manşetteki bir habere tıkladım. Sonrasında açılan haber sayfasını tam okuyayım derken facebook ile ilgili bir engelleme penceresi açıldı. Facebook’da her şeyi paylaşmayı sevmeyen insanlar bunu görüce derinden bir küfür edecektir. Mynet’e mi  düşmüş facebook’un reklâmı yapmak. Diyeceksiniz ki Mynet bu sayede üye sayısını artırıyor. Evet artırıyor ama ne maliyette bunu artıtıyor. Bunun hesabını nasıl yapılacak?  Her girdiğiniz sayfada bu uyarıyla karşılaşırsanız benim gibi kullanıcı Mynet hakında ne düşünecek? Çok basit,  facebook zorlaması yapmayan başka haber siteyi tercih edecek. haberturk.com ya da ntvmsnbc.com’u. Ya da facebook’dan haberi takip edecek. Sonrasında kullanıcı facebook girdabında kaybolup gidecek.   Konu sosyal medya olunca bin defa düşünülüp öyle hareket edilmelidir.

Read Full Post »

Bir şeyler yazmayalı baya olmuş.  Bloğumun ziyaretçi sayısı da baya artmış. Bakalım 100.000’i ne zaman göreceğiz. Şuan için düşündüklerim bunlardı.

Son sınıf ruh hali

Neyse  akıp giden hayatta gürültüden başka bir şey yok. Her şey olması gerektiği gibi. Tek sorun ise son sınıf(üniversitede) psikolojisi şuan için.

Üniversiteye ilk geldiğinizde  son sınıfların ruh hali sizin dikkatinizi çeker. Hap almış gibi bir halleri vardır.  3-4 gün hiç uyumamış gibi gezerler ve kimseyi pek umursamazlar. Bu halleri çok iticidir. Çünkü ukala bir tavırları vardır. Dünya yansa umurlarında değildir.  İşte bu son sınıf psikolojisidir.

Bu ruh hali  bir kaç aydır beni esir almış durumda ve bundan kurtulma yollarını denemeye çalışıyorum. Tuhaf işler yapıyorum.  50 yaşındaki bir adamın kırmızı kazak giymesine benzer  tuhaf işler.  İnsan hayatının geçiş dönemleri ızdırap ve gerilimlerle doludur. Bu nedenle derinden bir huzursuzluk yaşamam doğal olsa gerek. Doğada her şeyin bir nedeni var. Gerilimin(stress) amacı, canlının kendini kötü bir durumdan kurtarması için vücudunun en  iyi tepkileri vermesini sağlamasıymış. Eğer gerilmişseniz vücudunuz normalin üstünde bir verimle çalışır. Bu katkı da canlının hayatta kalmasına yarımcı olur. Bakalım bu durumun bana ne faydası olacak, mezuniyetten sonra sonuçları göreceğiz.

Virgin Radyo dinlerken güzel bir şarkıya denk geldim. Şarkı Portekizceydi. Hareketli bir şarkıydı.  Baya hoşuma gitti. Sonra bunun klibi vardır mutlaka diye düşündüm. Youtube’a baktım. Şarkıyı söyleyen Brezilya’nın Tarkan’ıymış meğer:) Latin hatunların gülümseyerek şarkıya eşlik eden klibine bayıldım. Sonra dedim, bu adamın yerine olmak isterdim.  Yalan yok, hangi erkek bu durumda olmak istemez ki:)

Bahsi geçen klip bu:

Afganistan’da 12 Şehit

Şehit haberleri hiç eksik olmuyor. Şimdi de Afganistan’dan kötü haber geldi.  Ama yine kimsenin umurunda değil. İnsanımızın kıymeti yok.  Merakla medyayı izledim. Bizim süper aydınlarımızdan biri çıkıp diyecek mi? ” Arkadaş, Türk askeri ne yapıyor bu Afganistan’da”  Ama tık yok. Onlar da emir eri. Bakmayın öyle entel dantel havalarına. Parayı bastırdığınızda, onları istediğiniz gibi konuşturursunuz. Kahverengi olmuş burunları.

O ölen şehitler, gariban çocuğu olduğu için binlercesi ölse de  bizi yönetenlerin umurunda değil. İnsanımız da bu durumu kabullenmiş görünüyor. Ara sıra acılı bir baba/anne şehitlerin hesabını sormaya kalksa hemen susturuluyor ve basın da bu görüntüleri sansürlüyor. Örneklerini bir çok kez gördük. Topluma önderlik ettiklerini söyleyen iki yüzlü medya ise sansürlerken gıkını bile çıkarmıyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ara sıra hatırlamak gerek.

Yabancı bir kanalda, Belçika’da bir otobüs kazasında,  İngiliz 28 çocuğun tatil dönüşünde öldüğü haberini izledim. Bir otobüs kazasında ölmüşler. Ülke yas ilân etmiş. Biz de benzer bir olay olsa ikinci gün çalıp oynamaya ülkece devam ederiz.

Haberi merak ettiniz ise şu bağlantıya bakabilirsiniz:

http://www.guardian.co.uk/world/2012/mar/16/swiss-bus-crash-victims-home?newsfeed=true

Türkiye, bir şekilde Suriye’ye müdahale edecek gibi görünüyor.

Son sınıf ruh halinin getirdiği olumsuzluk halinden olsa gerek hep kötü haberlerle ilgili bir şeyler yazıyorum.  Şimdi bir başka kötü gelişme hakkında bir şeyler yazmak istiyorum.

Orta Doğu ve Afrika’nın felaket tellâlı olan  Al Jazeera, Türkiye’deki hükumet yetkililerinden aldığı bir habere dayandırarak  yaptığı haberi izlerken korkmadım desem yalan olur. Artık ciddi ciddi savaşa giriyoruz. Bu tür haberler ortada çok dolaşmaya başladı. 2 Türk şoförünün ölümü ve 2 gazetecinin Suriye’de kaçırılması olayları sırasıyla gerçekleşince insan, bir şeylerin kokusunu almaya başlıyor. Bu kokuyu almak için süper zeka olmanıza gerek yok ve bu koku kötü olayların habercisidir. Bahsettiğim haberi hemen paylaşayım:

Haberdeki Nato Paşası ise kendinden emin halleriyle kendini Amerikan deniz piyadesi zannediyor.  Savaşa ne meraklıymış.  Gerçi onların korkmasına gerek yok, savaş olursa onların çocukları askeri gazinolarda savaşacaklar, Suriye çöllerinde ise yine garibanların çocukları ölecek.

Ne güzel bir Dünya’da yaşıyoruz. Film  üzerine film dönüyor. Dönen dalga dümenin haddi hesabı yok.  Yığınlar ise oradan oraya savruluyor ve tüm faciaların kaderin bir parçası olduğuna inanıyor. Bazen düşünüyorum taş devrinden öteye geçemedik diye. Bazıları geçmiş o kesin. Yoksa dolar tirilyonerleri(milyoneri değil!)  olamazlardı.

Invisible Children | Kony2012 Sosyal Sorumluluk Kampanyası 🙂

Yine bu tirilyoner insanlar,  yığınların gönüllü olarak kendilerine yardım etsinler diye bir sosysal kampanya tasarlamışlar. Öyle güzel ambalajladılar ki 12 Eylül şovu gibi bu kampanyayı da kılçıklarıyla yutturacaklar. Ne diyelim afiyet olsun. Yapanların da eline sağlık. Onların sayesinde bir kaç numara öğreniyoruz.

kony 2012

Invisible Children | Kony2012

 

Son yıllarda gerçekleştirilen Dünya’nın en iyi sosyal kampanyalardan biri. Kampanyanın ana amacı, Amerika’nın Afrika’daki askeri varlığına karşı oluşan olumsuz yöndeki algıyı yıkıp, bu algıyı olumlu yönde değiştirmektir. Hedef kitlesi ergenler ve gençler. Küresel bir kampanyadır.

Kampanyanın ana videosu. Tüm mesaj burada veriliyor:


Her şey çok güzel  görünüyor. Baksanıza, ne iyi niyetli bir adam var!  Afrika’daki çocuk yaşta asker olamaya zorlanan çocukları kurtarmaya çalışıyor.   Kötü bir adam var.  Tüm Dünya için bir tehdit.  Joseph Kony o bir şeytan ve durdurulmalı. Onu kim durdurabilir? Tabi ki Amerika!

Amerika, Dünya barışı için kötülerle savaşmaktan kaçmaz. O, zulüm görenleri kurtarır. Geçmişte, Hitleri tepelemişti.  2000’li yıllarda ise insanlığın düşmanı olan Osama Bin Laden‘i Afganistan’da bulup yok etmişti. Şimdi sıra Joseph Kony‘de.  Ama bir sorun var. Amerikalıların bundan haberi yok. Dünya’nın da bu kötü adamdan haberi yok. Birileri bu adamın çok kötü işler yaptığını öğrenmeli ve sonra harekete geçmeli. Hadi Amerika, kurtar onları.  Genel olarak kampanyanın bir özetenini bu cümlelerle yapmaya çalıştım.

Bu kampanya tür bakımından sosyal sorumluluk kampanyalarına çok benziyor. Tam anlamıyla  sosyal sorumluluk kampanyası demek de ne kadar doğru olur bundan pek emin değilim.  Bütünleşik iletişim yaklaşımının tam anlamıyla bir uygulamsı olduğundan eminim. Klasik bir halkla ilişkiler kampanyası değil. Çünkü bir çok ayağı var.  Çok genel ve büyük bir kampanya.  Ciddi anlamda araştırılmalıdır. İletişim alanında çalışan veya bu konulara ilgisi olanlar, dikkatle bu kampanyayı incelemesini tavsiye ederim. Eğer bu kampanya amacına tam anlamıyla oluşursa  bazı açılardan bakıldığında bir ilk olacaktır.

Çok kapsamlı bir kampanya olduğu için şimdilik bu kampanya hakkında başka bir şey yazmayacağım.

Kony2012 kampanyası hakkında bir kaç yararlı bağlantı:
Kampanyanın Resmi Sitesi:
http://www.kony2012.com/

Kampanya İnceleme Yazıları:
http://globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=29772
http://globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=29652
http://www.paymag.net/kony-2012/ | Türkçe
http://sosyalmedya.co/kony-2012-inceleme/ | Türkçe

Yazdıklarıma bakıyorum da konudan konuya atlamışım gecenin bu saatinde.

Şimdilik bu kadar.

Read Full Post »

2. Dünya Savaşı tarihine  her zaman merak duymuşumdur.  Özellikle savaş boyunca yürütülen kamuoyu çalışmaları oldukça ilginçtir.

Amerikan halkı, savaş taraftarı değildi. Amerikan yönetimi, halkını ikna edebilmesi için yaptıkları ve savaşın devam ettiği yıllarda yürüttüğü iletişim çalışmaları incelemek bize çok şey katacaktır.

Türkiye’nin siyasi anlamda iletişim çalışmalarını ciddiye almaya başladığını görüyoruz. Bilhassa kamu kuruluşlarının ve hükumetin çalışmaları gördükçe Türkiye’de de iletişim çalışmalarının önemsenmeye başladığını söyleyebiliriz. Sevindirici gelişmeler bunlar.  Devlet açısından kitle iletişimi ve kurumların yürüttüğü iletişim çalışmalarına önem verilmesi sonucunda çok güzel işler ortaya çıkıyor.

Sağlık Bakanlığının yürüttüğü sigarayı bırakma kampanyaları çok başarılı oldu.  Başka örnekler de var. Şüphesiz ki profesyonel iletişim kampanyaları ve çalışmaları, AKP hükumetinin ciddiye aldığı bir konudur. Bu tutumu sayesinde başarılı olduğunu görebiliyoruz.

Konuya dönersek profesyonel anlamda kitle iletişimine 1930’lardan başlayarak Amerikalıların ilgi duyduğunu biliyoruz.  Özellikle bu ilgi 1. Dünya savaşında başlamıştır. 2. Dünya savaşında ise doruk noktasına ulaşmıştır.

Çoğu kişi kabul eder ki Amerikalılar yaklaşık 100 yıldır iletişim çalışmalarını profesyonelce yürütmüşlerdir. Bu işi ciddiye almalarının sonucunda  çok başarılı olmuşlardır. Bu birikimleri sonucunda halen çok mükemmel işler çıkarıyorlar.  11 Eylül  ve sonrasında yaşananlar  başarılarının kanıtıdır.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »

%d blogcu bunu beğendi: